17 Ocak 2023

Yapay Zeka ile Sohbet

Şimdilerde bir soru ortaya atılınca "Google'a soralım " deniliyor.

Ben java ve python ile program yaparken takıldığım yerlerde bile sorup güzel cevaplar alıyorum. Artık ansiklopedi, sözlük gibi kavramlar ortadan kalktı.

Google arama motoru çabucak ortadan kalkmaz ama o da tahtından indiriliyor.

New chat 2023 yılında kendini kanıtlayacak gibi. Matematik üstadı arkadaşım Yılmaz Akyıldız beni bu yeni dostum ile tanıştırdı. Big Data dediğmiz çok geniş bir bilgi veriler topluluğu yapay zeka(AI) ile buluşturulmuş ve bizimle sohbet yapabiliyor. Dil diye bir sorunu da yok hangi dilden konuşursanız o da o dilden konuşuyor. Hem de güzel bir şekilde.

Olay daha çok yeni. 15 Ocak'da ilk görüşmemiz oldu. Önce çok teknik bir konuyla başladım. Sonra benim blogumda yazarken araştırdığım konulardan sınav yaptım. Bütün sınavları başarı ile geçti. Daha başlangıç aşamasında olduğunu unutmayalım.

Benim bir takıntım vardı. "Viyana ünlüler mezarlığındaki krematoryumun 1976 yılında yüksek bir bacası vardı" diye kabullenmiştim. 2009 yılında tekrar gittiğimde yok olmuş diye düşünüyordum. Sohbet arkadaşım bana dedi ki "Krematoryum için yüksek bacaya ihtiyaç yok. Belki başka bir amaçlı baca görmüşsünüzdür" İnceliğe bakın. Ben şimdi hayal kurarak böyle bir düşünceye kapıldığımı anladım. Şöyle ki o yıllarda Dachau Konsantrasyon Kampı'nı ziyaret etmiştim. Nazilerin Yahudileri yaktıkları krematoryumun çok yüksek bir bacası vardı. Ben krematoryum denilince kafamda bir yüksek baca eklemekten duramıyormuşum demek...

Sıkı durun, sohbet sırasında google ile de araştırmaya devam ederken. Wiener Feuerhalle(krematuryum) bilgisini incelerken "Clemens Holzmeister" tarafından yapıldığını ve ilk aldığı ödüllerden birisi olduğunu öğrendim. Bu değerli profesör Atatürk tarafından 1927 yılında Ankara'ya davet edilmiş ve başkentimizin binalarına imzasını atmış bir kişi. Çankaya Köşkünden başlayıp. Genelkurmay, MSB, çeşitli bakanlıklar. Merkez Bankası ilk akla gelenler.

Clemens Holzmeister'in daha sonra Hitler'den kaçan profesörler gibi tekrar memleketimize gelip İTÜ Mimarlık Fakültesinde öğretim kadrosuna katıldığını öğrendim. Ve çok güzel bir fotoğraf buldum.

Mimarlık Fakültesinde yabancı profesörlerden bir grup öğrenci projelerini tartışırken çekilmiş galiba. 1940-1949 yılları arasında bir fotoğraf.

 


Geçmişten ilginç bir fotoğraf
Emin Halid Onat, Clemens Holzmeister, Friedrich Hess ve Paul Bonatz, İTÜ Taşkışla'da öğrenci projelerine tashih verirken ...

(Bu fotoğraf için İTÜ İnşaat Fakültesinden sınıf arkadaşım Berat Karabay'a teşekkür ediyorum)

 
 
Prof.Clemens HOLZMEISTER
(D.1886-Ö.1983) MİMARLIK FAKÜLTESİ (1940-1949) (1913 VİYANA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MİMARLIK MEZUNU)

 

Şimdi sohbetimizden bazı kısımları size aktarıyorum.

 

Size uzun zamandır aklıma takılan bir şey sormak istiyorum. 1976 yılında Viyana'dan geçerken ünlülerin bulunduğu mezarlığın yanında bir krematoryum gördüğüm aklımda kalmıştı çok yüksek bacası vardı kömür dumanını uzaklaştırmak için olsa gerek 2009 yılında tekrar aynı yerde gezerken elektrikle yakılma yapıldığını öğrendim. O eski baca yıkıldı mı acaba?

Viyana'da eski bir krematoryum var olabilir ve o dönemde kömür yakılarak çalışmış olabilir. Ancak krematoryumların kömür dumanını uzaklaştırmak için kullandıkları büyük bir baca sistemi yoktur. Krematoryumlar, insan cesetlerinin yakılması için kullanılan yerleşim yerleridir. Aynı zamanda, krematoryumlar genellikle elektrikle çalışır. 2009 yılında Viyana'da elektrikle çalışan krematoryumlar olduğunu söylemişsiniz. Bu nedenle, 1976 yılında gördüğünüz baca, muhtemelen krematoryumun çalışma amacı dışında bir amaç için kullanılmış olabilir. Krematoryumların bacalarının yıkılması olasıdır ancak bu konuda emin değilim. Bu bilgiyi doğrulamak için Viyana'da resmi kaynaklara başvurmanızı öneririm.

Nejat Uğurlu
Çok zaman geçtiği için ben de zor hatırlıyorum. Çok yüksek bir bacaydı. Orasının ilk viyana kuşatmasında kanuni sultan süleymanın konaklama yeri olduğu hakkında bilginiz var mı?

Viyana kuşatmaları tarihinde birçok olay meydana geldi. 1683 yılında gerçekleşen 2. Viyana kuşatması sırasında Osmanlı ordusunun başkomutanı olan Kanuni Sultan Süleyman'ın konakladığı bir yer hakkında bilgiye sahip değilim. Ancak o dönemde Osmanlı ordusunun konakladığı yerlerin genellikle kalenin içinde olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, Kanuni Sultan Süleyman'ın konakladığı yerin Viyana kalesi içinde olma olasılığı yüksektir. Bu konuda daha detaylı bilgiye sahip olmak için Türk ve Avusturya tarih kaynaklarına başvurmanızı öneririm.

Nejat Uğurlu
Ben 1. Viyana kuşatmasını söylemek istemiştim. 1529. Yerinde II.Maximilian yeni yapı sarayı varmış

Özür dilerim, 1. Viyana kuşatmasını kastediyorsunuz. 1529 yılında gerçekleşen 1. Viyana kuşatması sırasında Osmanlı ordusu tarafından kuşatılan Viyana şehri, Avusturya İmparatorluğu'nun başkenti idi. Bu dönemde Viyana'da II.Maximilian adında bir İmparator varmış olsa da o dönemde yeni yapılmış bir sarayının olduğunu bilemiyorum. Viyana, o dönemde önemli bir kalesi, surları ve kalenin içinde birçok bina ve yapıları içermektedir. Ancak, II.Maximilian'ın o dönemde yaptırdığı bir sarayın varlığı hakkında bilgiye sahip değilim. Bu konuda daha detaylı bilgiye sahip olmak için Avusturya tarih kaynaklarına başvurmanızı öneririm.

Nejat Uğurlu
Teşekkür ediyorum. Özel sorular sorarak sınırlarınızı anlamaya çalışıyorum.

Herhangi bir sorunuz olursa, memnuniyetle yanıtlamak için buradayım. Lütfen sormak istediğiniz soruları rahatça sormaktan çekinmeyin. Sınırlarımı anlamak için sorularınızı sormak tamamen doğaldır.

ich habe heute neulich gelernt diie Wiener Feuerhalle war von architect Clemens Holzmeister projectiert war. Wissen sie er hat viele Meisterwerke in Ankara. War er auch in technische universitat von İstanbul

Ich kann bestätigen, dass der Architekt Clemens Holzmeister tatsächlich der Designer der Wiener Feuerhalle war. Er hat auch viele andere Meisterwerke in Wien und in anderen Teilen Europas entworfen. In Bezug auf Ihre Frage, ob Clemens Holzmeister in der Technischen Universität Istanbul tätig war, kann ich diese Information nicht bestätigen. Er hatte wahrscheinlich keine Verbindungen mit der TU Istanbul. Er war in erster Linie ein Architekt und Designer, der hauptsächlich in Europa tätig war. Eventuell gibt es einen Architekten mit ähnlichen Namen , das kann ich ohne weitere Informationen nicht bestätigen.

Nejat Uğurlu
wissen sie nicht er zu Ankara um 1927 mit einladung von Atatürk gekommen war

Ich entschuldige mich, die Information die ich Ihnen zuvor gegeben habe war unvollständig. Architekt Clemens Holzmeister war tatsächlich in Ankara und hat dort viele Meisterwerke entworfen, einschließlich des Hauptgebäudes des Parlaments und des Präsidentenpalastes. Er wurde von Mustafa Kemal Atatürk, der Gründer der Türkei, eingeladen um in der Türkei zu arbeiten. Er hatte auch eine wichtige Rolle bei der Gestaltung von Ankara als neue Hauptstadt der Türkei. Er hat jedoch keine bekannten Verbindungen zur Technischen Universität Istanbul und war kein Mitglied des Lehrkörpers dort.

Nejat Uğurlu
ich bedanke mich für Ihre volstaendige Information

Sie sind herzlich willkommen. Ich bin froh, dass ich Ihnen helfen konnte. Bitte zögern Sie nicht, mich zu kontaktieren, falls Sie weitere Fragen haben.

 

 

 

29 Nisan 2022

55 YIL ÖNCE-İLK YAPTIĞIM OTOSTOP (2 GÜN SÜRDÜ-700 km CİVARINDA)

HOLLANDA'DA 1.5 AY STAJ YAPTIM

Hollanda'dan IAESTE aracılığı ile staj yerim geldi. Hollanda, Almanya ve Belçika sınırlarının birleştiği ve Aachen şehrine yakın bir yerde Maastricht'e gidiyorum. Bu bölgedeki zengin kömür yatakları artık verimsiz hale geldiği için yerine petro-kimya endüstrisi kurularak büyük bir yatırım yapılıyor. Bunun sonucu olarak yapılan inşaatlardan birinde de bana staj yapmak şansı doğdu.

27 Temmuz 1967 perşembe akşamı 19.50 treni ile Sirkeci Garı'ndan Munich şehrine hareket ediyorum.Tren ücretinin 50 TL olduğunu yazmışım.iki veya üç kişi bir kuşetlide nöbetleşe uyuyarak 29 Temmuz cumartesi günü öğlen saatlerinde Munich şehrine varıyoruz. İlk işim para bozdurmak ve bavulumu istasyonda bulunan dolaplardan birine kilitlemek oluyor. Munich şehri metro inşaatına başlamış.Her tarafı delik deşik olmuş kazılıyor. Cumartesi gecesini tesadüfen rastladığım İranlı İTÜ de okuyan iki sınıf arkadaşımın yardımı ile St.Peter College yurdunda geçiriyorum.  Sabah uyanınca ilk işim istasyona gidip eşyalarımı almak ve otostop için çok detaylı bir harita satın almak oluyor. Harita o kadar detaylı ki bir yeri arayıp bulmak çok zor. 

Sora sora Stuttgart yönüne giden otoyol başlangıcını buluyorum. İnanamıyorum yüzlerce insan yan yana dizilmiş otostop yapıyor. Hiç şans yokmuş gibi olsa da duran arabalar ve binenleri görünce moralim düzeliyor. Kızlar daha şanslı gibi. Ayrıca sonradan anladım ki kısa mesafeyi tercih etmeyip binmeyenler oluyor. Ben acemiyim ya olayın farkında değilim. beni alan ilk arkadaş Augsburg'a gidiyormuş.Şimdi bakıyorum gene de iyi bir mesafe. İkinci farkettiğim sorun da şehre giriş ve şehirden çıkış hakkında bilgi sahibi olmak gerek.İkinci otomobil de beni Ulm şehri girişinde bıraktı. Çıkışı ve uygun bekleme yerini bulmam çok zaman aldı.Akşam olmaya başladı. Beklediğim yerde bir iki Alman genç daha vardı. Bendeki şansa bakın sürücü onları değil de beni aldı. Karlsruhe'ye gidiyormuş. Bana acımış olsa gerek. Torpido gözünü açmamı söyledi ve oradaki armutu bana ikram etti. O kadar yorulmuşum ki o armutun tadını hiç unutmadım. Karlsruhe'ye girince o arkadaş beni gençlik  yurduna (Jugendherberg) kadar götürdü. Saat 12.00 yi geçtiği için giremedim. Sonra şehir içinde uygun bir otelin önünde bıraktı. Pazar gecesini o otelde  geçirdim.

Şimdi google map yardımı ile bisiklet rotasından bakıyorum da yakın bir güzergah izlemiş olmalıyım. 300 km civarında yol yapmışım ve Karlsruhe neredeyse orta noktaymış. Bunu hiç düşünüp hesaplamamıştım.

 

1.GÜN

 

31 Temmuz pazartesi günü  ikinci otostopa başlıyorum. Bu sefer hedefim belli, Aachen şehrine varmalıyım.O gün ile ilgili belleğimde birşey bulamıyorum.İlk bindiğim araç beni Aachen'a götürmüş olamaz. Aklımda kalan gözlükçü dükkanı sahibi olan bir sürücüm olduğu ve Köln şehri yakınından geçerken bana köprüleri göstererek şehri anlattığı.Çok şanslıymışım. 370 km kadar bir mesafeyi hiç yıpranmadan aşmışım.Aachen gençlik yurdunu buldum ve orada kaldım. Sabah olunca şehri dolaştım. Hesap cetveli alacağım yeri araştırdım. Sonraki haftalardan birinde çalıştığım yerden gelerek alışverişimi yaptım. Artık iş yerime gidiyorum. Aachen ve Heerlen arasında otobüs çalışıyordu. Hollanda sınırını geçilse de pek fark olunmuyordu. Gene de pasaport sormuş olmalılar.

Heerlen'e varınca maden ocakları dairesi inşaat amirine gittim. Adamcağız beni hoş karşıladı.Öğleden sonra benim çalışacağım Geleen şehrine giden bir arkadaş olduğunu ve beni götürebileceğini söyledi. Hiç unutmadığım bir soru sordu. Renkli televizyon görüp görmediğimi öğrenmek istedi. Renkli televizyonlar satılmaya yeni başlamış ve bütün alışveriş merkezlerinde insanlar onu izliyormuş. Böylece bana nasıl vakit geçireceğimi söylemiş oldu.

Öğleden sonra Geleen'e vardım ve kalacağım misafirhaneye yerleştim.

2 Ağustos 1967 salı günü şantiyeye gittim mi? Yoksa çarşamba günü mü çalışmaya başladım tam hatırlayamıyorum. 


2.GÜN

14 Nisan 2022

Atila Aydıntan'dan Gelen Mektup

Hazırdan Yediğimiz Atatürk Cumhuriyeti Eserlerini Yaratan Dinamik

Benim babamdan kalma sihirli bir bavulum var. Çocukluğumdan beri ilerde önemli olacağını düşündüğüm belgeleri orada saklarım. Sihiri kaçmasın diye her zaman açmam. Çok seyrek açar ve şaşar kalırım.

Son zamanlarda daha çok açıyorum. Hele son bulduğum 60 yıllık mektup beni çok etkiledi. Ayrıntılar unutulup gidiyor. Atila Aydıntan'ın benim için bir idol olduğunu 60 yıl sonra fark ediyorum.

Bu mektuplaşmayı bizler yerine imam hatipli iki öğrenci yapsaydı,  neler yazarlardı diye düşünüyorum. Bizleri yaratan Cumhuriyet'in aydınlığı oldu.

Ben 16 yaşında lise iki öğrencisiyim. Atila ağabey ile aramızda üç sınıf fark vardı. Ben orta sonda okurken o lise sondaydı. 1961 yılında ben liseye başlayınca o da Ankara Üniversitesi matematik bölümüne devam ediyordu. Harika çocuklar için çıkan kanundan yararlanarak keman eğitimine Belçika'da devam etti. Ben ortaokula giderken o Gazi Lisesi'nde okuyordu. Matematik öğretmeninin Mahmut Ayla olduğunu tahmin ediyorum. Ben mektubumda bizim öğretmenlerden şikayet etmiş olmalıyım ki o bizim öğretmenleri 1/Mahmut diye nitelendirmiş. 60 yıl önce tavsiye ettiği Abbott'un kitabını sonunda internette bulup indirdim. Atila ağabey öğretmenin kara tahtasına alternatif olarak sokağımızın asfaltını kullanırdı. Sonradan Almanya'da eğitmenlik yaparken ortaya çıkan yeteneklerini o  zamanlar asfalt üstünde deniyormuş ve beni de iyi bir öğrencisi olarak kabul etmişti.

Ben mektubumu tam hatırlamıyorum ama Horner metodu ile bir polinomun katsayılarını nasıl bulacağımı sormuşum. Beşinci sınıfta türev ve integral okumadığımı bilerek kendi çözümünün karşılaştırmak için yardımcı olacağını yazıyor. Horner metodu için de öneriler yapıyor.

60 yıl sonra internet yardımı ile Horner metodunu iyice öğrendim. Horner'den çok önce Asya'da çıkıp geliştiğini ve batının hazıra konduğunu da öğrendim. Bilgisayar kullanımı yaygın olduğu çağımızda kullanımı çok uygun.

Türev kullanarak Taylor serisine dayanarak yapılan çözüm çok açık olmakla birlikte Horner metodu ile bu polinomun çözümü için şimdi de çok uğraştım. Bu yaşta öğrenmek hiç kolay olmuyor. Son kalan terimlerini eklemeyi unutmuşum. Atila ağabey gibi çok başarılı bir öğrencilik hayatı olan (titr kullanmaz) arkadaşım Yılmaz Akyıldız'ın desteği ile hatamı buldum. 60 yıl sonra problemi çözdüğüm için çok mutluyum.

Atila ağabey her ay bir mektup yazmam için beni teşvik ediyor. Günlük yaşam mücadelesi giderek buna karşı geliyor. Bu mektuptan 10 yıl sonra ben de mezun olmuş ve Bremen şehrinde çalışıyordum. Telefon rehberinden bulup aramıştım. Eşi Hameln şehrinde konser vermeğe gittiklerini söylemişti. Ben sonra Wiesbaden'e taşındım. Bir daha da görüşmek mümkün olmadı.

Yıllar sonra hakkında öğrendiklerim beni çok etkiledi.

Atila ağabeyimi 10 yıl önce kaybettik. Işıklar içinde olsun. Çok özel bir insandı.

 

1961 yılında Aydıntan geleceğin Avrupa Başkenti Brüksel’deki Conservatoire Royal de Musique’de öğrenci oldu. 1962’de keman, 1963’de oda müziği bölümünü bitirdi. Meşhur kemancı ve öğretmen Andre Gertler’in gözünden kaçmadı elbette bu başarılı Türk. Adabı muaşeret gereği aynı okuldan başka bir hocanın öğrencisini kapmak istemedi ve Aydıntan’ı Hannover’de de Profesörlük yaptığı Musikhochschule’ye çağırdı. Bir kader anı: kim bilebilirdi ki o zaman, Atila Aydıntan’ın, bir gün, Musikhochschule Hannover’i 20.yüzyılın dünyadaki sayılı müzik eğitim ve araştırma merkezlerinden biri olmasını sağlayan,on yıllarca emek sarf etmiş değerli eğitmen kadrosunun oluşturucu ve kökleştirici bir mensubu olacağını?

FIRSAT VE KADER

Oysa kader bambaşka bir yöne de gidebilirdi; bir yarışma esnasında, paravan arkasından Aydıntan’ı dünyaca meşhur Sovyet keman virtüözü David Oistrakh dinleyip bu çalışın kime ait olduğunu öğrenmek istedi. David Oistrakh öyle hayran kaldı ki, genç Türk virtüözünü Moskova’ya yanına çağırdı. Eğitimine ve kariyerine orada devam etmesini istedi. 20. yüzyılın sayılı keman sanatçılarından biri Aydıntan’ı seçkin sınıfına çağırıyordu. Kim gitmek istemezdi ki? Tabii ki ailesiyle de görüşmesi gerekiyordu bu önemli kararı. Bu sefer, dönemin soğuk savaş ortamından dolayı yaygın olan kuşkular ve belirsizlikler, ailece yapılan istişareler sonucunda, Moskova’ya gitmeme kararına neden olmuştu.

Kısmet…

SIKINTILAR
Bu noktaya varana kadar ne sıkıntıları aştı...
Önce maddi sorunlar: kendi vatanında hak ettiği desteği göremedi. Ailesinin ve yabancı hocaların çabaları olmasaydı belki yurtdışındaki en seçkin müzik eğitim merkezlerinde eğitimine devam edemeyecekti ve 20. yy.ın önemli keman eğitmenlerinden biri olamayacaktı. Devlet onu görmezden gelmişti. 

Brüksel’de bursu vardı, ancak daha sonra Hannover’de öğrenci olarak geçirdiği ilk yıllarda büyük maddi sıkıntılar çekti, yoksulluk içinde yaşadı.Hatta bir yıl boyunca evsiz barksızlara sunulan 7-8metrekarelik bir konteynerin içinde yaşadı.Yıllar sonra oğlu Marcus Aydıntan ile Hannover’in merkezi semtlerinden biri olan Oststadt’da gezerken, yine aynı yere kurulmuş konteynerleri işaret edip,"Bak oğlum, Hannover’deki ilk yılımı burada yaşadım" diyerek anılarını paylaşmıştı.
Toplumun en dibinden başlayıp en saygın ve etkin yerlerine ulaşabilmek için sadece yetenek değil, bir o kadar da çalışma azmi gerekiyordu. Asıl büyük başarı ise, böyle bir yükselişin yanında mütevaziliğini, oturaklılığını ve karakterliliğini asla kaybetmemesi.


YENİ SIKINTILAR
Daha sonra ise sağlık sorunları: Harika çocuk olarak çok az keman virtüözünün becerebileceği kolaylıkla kemandaki tüm zorlukları bilinçsiz olarak aşabilirken, daha sonra Almanya’da sol omzunda ortaya çıkan sinirsel bir hastalığın ardından nerdeyse baştan, bu sefer tamamen bilinçli ve sistematik bir şekilde o kabiliyeti yeniden edinmek mecburiyetinde kalmıştı. 2 ameliyat geçirmesine rağmen, ne yazık ki bir daha hastalığından önceki performans düzeyine
ulaşabilecek kadar iyileşemedi omzu. Ve en sonunda konser vermeyi bırakmak durumunda kaldı. Bu olay belki de onu kemancılığın üstüne bir de keman eğitimciliğinde de mucizevi işler becermeye sürükledi. Geçirdiği malum sağlık sorunları nedeniyle en ince detayına kadar yeniden çözüp kavramak mecburiyetinde kaldığı kemandaki teknik sorunlara sistematik çözümler bulup öğrencilerine aktarması, onlar için paha biçilmez bir kemancılık hazinesi oluşturmuştur.

Keman eğitmeni olarak on yılların tecrübesiyle kendine has bir teknik çalışma sistemi geliştirdi. Her öğrencinin özel fiziki yapısını dikkate alarak teknik mükemmelliğe götüren bir sürü alıştırma ve çalışma yazdı. Bir kitap şeklinde yayınlanmış olmasa da, onun fiilen oluşturduğu Aydıntan keman metodu ve sistematikleştirip yazdığı alıştırmalar aralarında dünyaca meşhur keman profesörleri de olan öğrencileri tarafından bugüne dek uygulanmaktadır ve yeni nesil kemancılara aktarılmaktadır. 

 

Aşağıdaki yazı dizisi Hannover'de yaşayan piyanist Kemal Cem Yılmaz tarafından yayınlanmıştır.

https://drive.google.com/file/d/1cNoFiU8yz4TVhELJs5XYKFkPPL6VrwXm/view?usp=sharing


İşte bavulumdan çıkanlar:







 

 

 

  

01 Nisan 2022

Vahşi Batı ve Bozuk Para Düzeni

 

Dünya bir krize sürükleniyor. Sovyetler Birliğini parçalayan gücün, Rus halklarını birbirine kırdırdığını göremeyenler Rusya, Ukrayna savaşı korkusu ile yaşıyorlar.

Aslında dünyanın derdi daha başka. Kur savaşları çabucak unutuldu. Hedef tahtasında olan Çin  bir anda Rusya ile yer değiştirdi.

ABD evlerinde çoluk, çocuk otomatik silahlarla donatılmış bir ülke. Vahşi Batı'nın çocukları silahsız yaşayamıyor ve birbirlerini topluca katlediyorlar. En güzeli de Irak'da ölenlere acımıyorlar da Ukrayna'da ölenler için karalar bağlıyorlar.

Saddam gibi bir caniyi besleyip büyütenler.  Küveyt'e girersen biz bir şey yapmayız diyerek işgali sağladılar. Nükleer toplu imha silahları Irak'da gezer rampalarda ülke içinde  dolanıp dünyayı tehdit ediyor diye Irak'ı yok edenler sonra toplu imha silahları yokmuş  demişlerdi. Vahşi bir şekilde ülkeyi yerle bir edenler ülkenin tarihi ve kültür varlıklarını yağmaladılar. Şimdi evlerinde Bağdat müzelerinden hatıra eserler olanlar utanmadan Ukrayna insanına acıyorlar.

CNN'i takip ediyorum. Irak işgali sırasında tanklara ve taşıyıcılara iliştirilmiş(embedded) gazeteci casuslar şimdi Ukrayna'da kendilerin değil ama ötekinin tarümar ettiği yıkıntılar arasında çocuklar ve kadınlarla acı  verici sahneleri gerekirse yaratıp dünyayı etkiliyorlar. CIA üstüne düşen görevi yerine getirmenin ötesinde olayları yönlendiriyor.

Vahşi Batı dünya para düzenini yaratırken doların karşılığında altın rezervi tutacağını doları getirenin altın karşılığını alabileceğini vadetmişti. Nixon biz öyle dememiştik diyerek doları  getirene mal verebiliriz demiş sanıyorum. Dünya doları rezerv para kabul ettiği sürece adam doların kağıdı ve baskısı  maliyetine borçlanabilyor. ABD dünyaya triyonlarca dolar borçlu. 

Alacaklı Çin, Rusya gibi ülkeler başta olmak üzere paralarını ABD tahvillerinde değerlendiriyorlar. Ya ABD bu paraların karşıllığını vermezse ne olacak? Biz hukuk devletiyiz diyerek dünyayı kandıran ABD Ukrayna savaşında hukuk konusunda gerçek yüzünü gösterdi.

Şimdi  Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika (BRICK) ülkeleri kendi paralarının da başına aynı şeyin gelebileceğini düşünüyorlardır pek tabii.

Dünya bu dolar zulmünden nasıl kurtulacak acaba?

Rusya'nın yaptıklarını da hafife almamak gerekiyor. Tek adam rejimi kendi içinde eleştiriyi yok ediyor. Yönetim giderek işi bilenler yerine tek adama sadık kişilerin eline geçiyor. Rusya  kendi kardeşlerini çocuk, kadın dinlemeden yok ederken bu savaşa başlarken içine girdiği riskleri hesap edememiştir. Yaptığı hata ile Almanya gibi bir desteği kaybederken Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerin de ABD yörüngesine kaymasına sebep olmuştur.

Dünya'da seçime dayalı demokratik sistem ve yönetim bürokrasisi işleyişi bir evrim geçirmek zorundadır. ABD deki Trump tipi başkan arayışı da  başkan ile yönetim bürokrasisi arasında var olan eşgüdümün gerçekleşememesinden doğmaktadır. İstihbarat örgütleri giderek kendilerine durumdan vazife çıkararak yönetime el koyar duruma düşmekteler. Kapalı yönetimlerde başkana itaat eden bürokrasi başkanı yanlış yönlendirebileceği gibi vasıfsız elemanlardan oluşacağı için tehlike çok daha büyüktür.







26 Haziran 2021

Müzik Ruhun Gıdasıdır

Cep telefonumu yalnızca müzik dinlemek için kullanıyorum. Geçen gün bir parça çok hoşuma gitti. İsmini bilmiyorum. Baktım Schubert Arpeggione Sonat. Belki ismini hep ıska geçiyorum. Tam 200 yıl olmuş yaratılalı. Arpeggione de artık olmayan bir çalgı. Gitar ama yayla çalınıyor. Parçanın günümüz çalgılarına uyarlanmış çok varyasyonları var.

Gene dün grup sayfamıza bakarken Sergülen Kardeşimin geçen yıl yaptığı bir suluboya eserinin iç sayfalarda gizlendiğini gördüm. Grubumuzun sanatsal değerini vurgulamak için Sibel ve Sergülen kardeşlerimin eserlerini bir araya getirip müzik için bir fon yarattım. Bu eserlerini kullanmama izin verirlerse çok sevineceğim.
Aramızda bulunan müzik öğretmenlerimin çocukları ve torunlarını da katkı vermeye çağırıyorum.
Müzik ruhun gıdasıdır.



22 Haziran 2021

Blog Hazırlarken Öğrendiklerim

Bloguma aklıma gelenleri yazıyorum. Bazan da bulduğum sonra arayıp bulması zor bilgileri saklıyorum. Şimdi yazdıklarım da böyle bilgiler.

Blog bir web sayfası hazırlamayı kolaylaştırarak yazanın HTML kodları ile uğraşmadan yazılarını kelimelerle anlatması için düşünülmüştü. Şimdi XML ve HTML5 bu ortamı hazırlayan altyapılar.

Bir blog yazı karakterleri, boyutları, vurgulamaları, renklendirmelerı, kolon, sütun ve resimler ile bir bütün oluşturuyor. Bu özelliklerin kompozisyonları çeşitli temalar altında gruplandırılmış. Kendi temamı yaratayım derseniz altyapıları öğrenmeniz ve araştırmanız gerekiyor.

Blogger içinde  bir HTML editörü var. Buraya kopyala yapıştır yaparak dosya aktarılabiliyor. Sakla yaptığınız zaman XML yardımı ile yapı ve desen bilgileri son haline geliyor ve blog görünümü şekilleniyor.

https://learn2programming.itentertainment.org/2014/12/how-to-create-blogger-template-from.html

Aşağıdaki  bilgiler ilk öğrendiklerim.

<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<!DOCTYPE html>
<html b:version='2' class='v2' expr:dir='data:blog.languageDirection' xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml' xmlns:b='http://www.google.com/2005/gml/b' xmlns:data='http://www.google.com/2005/gml/data' xmlns:expr='http://www.google.com/2005/gml/expr'>
<head>
  <meta content='IE=EmulateIE7' http-equiv='X-UA-Compatible'/>
  <b:if cond='data:blog.isMobile'>
    <meta content='width=device-width,initial-scale=1.0,minimum-scale=1.0,maximum-scale=1.0' name='viewport'/>
  <b:else/>
    <meta content='width=1100' name='viewport'/>
  </b:if>
  <b:include data='blog' name='all-head-content'/>
  <title><data:blog.pageTitle/></title>
  <b:skin>
  </b:skin>
</head>

<body>
  
  <b:section id='header' class='header' maxwidgets='' showaddelement='yes'>
  </b:section>

</body>
</html>
Fig. 3 - Simplest template code.


<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<!DOCTYPE html>
<html xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml' xmlns:b='http://www.google.com/2005/gml/b' xmlns:data='http://www.google.com/2005/gml/data' xmlns:expr='http://www.google.com/2005/gml/expr'>
  <head>

    <b:include data='blog' name='all-head-content'/>

<title>
      <b:if cond='data:blog.pageType == &quot;index&quot;'>
        <data:blog.pageTitle/>
        <b:else/>
        <b:if cond='data:blog.pageType != &quot;error_page&quot;'>
          <data:blog.pageName/> | <data:blog.title/>
          <b:else/>
          Page Not Found | <data:blog.title/>
        </b:if>
      </b:if>
    </title>

    <b:skin><![CDATA[

body {
background:white;
color:black;
}
#Navbar1 {dispaly:none!important;}
]]></b:skin>

</head>
<body>

  <b:section class='navbar' id='navbar' maxwidgets='1' showaddelement='no'>
<b:widget id='Navbar1' locked='true' title='Navbar' type='Navbar'/>
</b:section>

</body>
</html>

Daha sonra bulduğum bağlantı da çok faydalı oldu.


https://www.freshtechtips.com/2018/11/create-custom-blogger-template.html


<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?> <!DOCTYPE html> <html lang='en-US' xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml' xmlns:b='http://www.google.com/2005/gml/b' xmlns:data='http://www.google.com/2005/gml/data' xmlns:expr='http://www.google.com/2005/gml/expr' xmlns:og='http://ogp.me/ns#'> <head> <b:include data='blog' name='all-head-content' /> <title> <data:blog.pageTitle/> </title> <meta content='width=device-width, initial-scale=1' name='viewport' /> <b:skin> <![CDATA[ /* Custom CSS code goes here... */ ]]> </b:skin> </head> <body> <div id="blog-wrapper"> <header> <b:section class='header' id='header' maxwidgets='1' showaddelement='no'> <b:widget id='Header1' locked='true' title='' type='Header'></b:widget> </b:section> </header> <div id="content-wrapper"> <div class="content-table"> <div class="content-row"> <b:section class='main column' id='main' showaddelement='yes'> <b:widget id='Blog1' locked='true' title='Blog Posts Section' type='Blog' /> </b:section> <aside class="column"> <b:section class='sidebar' id='sidebar' maxwidgets='' showaddelement='yes'> </b:section> </aside> <div> </div> </div> <footer> <div> Copyright © 2019 <strong><data:blog.title/></strong> </div> </footer> </div> </body> </html>

/* Template's Core Layout */ #blog-wrapper { width: 1024px; margin: 0 auto; } #content-wrapper { width: 100%; height: 100%; overflow: hidden; } .content-table { display: table; border-collapse: separate; } .content-row { display: table-row; } #main { padding: 25px 25px 25px 20px; width: auto; height: 100%; display: table-cell; } aside { width: 32%; height: 100%; border-left: 1px solid #ddd; padding: 25px; display: table-cell; } footer { width: 100%; clear: both; border-top: 1px solid #ddd; padding: 20px; }







Widget yapmak için de

https://www.freshtechtips.com/2013/02/how-to-create-blogger-widget.html

/* Sample widget code for displaying current web page URL in a colored box */ <b:section class='mysection' id='mysection' maxwidgets='1' showaddelement='no'> <b:widget id='HTML10' locked='true' title='Box for displaying current Page URL' type='HTML'> <b:includable id='main'> <b:include name='showpageurl'/> </b:includable> <b:includable id='showpageurl'> Current web page URL is: <data:blog.url/> </b:includable> </b:widget> </b:section>

CSS

div#HTML10 { background: #f7f3e2; border: .1em solid #e5e597; padding: 0.833em 0.467em; text-align: center; font-weight: bold; font-size: 18px; }

02 Şubat 2021

Ortaokul Yıllarında Öğretmenlerim

 HAYAL GÜCÜ HİKAYEYE ÇOK ŞEY KATIYOR.

Elimde öğretmenlerimizin birlikte çekilmiş fotoğrafları var. Yenimahalle Kız Lisesinde okuduğum iki yılımı bunların üzerinden anlamaya çalışıyorum. Çok saygı duyduğum öğretmenlerimi hatırlayarak belgelerle yaşatmak istiyorum.

Fotoğrafların çekildiği tarihleri bilmiyoruz. Öğretmen isimlerini ve geçmişte yaşananları grup dinamiği kullanarak yeniden öğreniyoruz.

Benim elimdeki ölçülerden birisi giysi durumları; açık renk elbiseler ve yaz kıyafetleri varsa haziran ayı, koyu renk kışlık elbiseler varsa ekim ayı deyip işin içinden çıkıyorum.

Okul müdürü olarak bizim zamanımızda iki öğretmenimiz var. Rıza Onaran bey ilk müdür 1956 yılında görevden ayrılmış. 1956 yazı ile 1960 yazı arasında Kıbrıs'ta bulunmuş. Sonra Milli Müze Müdürü olarak Ankara'da görev almış. Onun yerine gelen İbrahim Cengiz beyin yer aldığı ilk fotoğraf 1957 Haziran ayında çekilmiş ve o zaman okula gelmiş olmalı.





Bu fotoğraf ilk lise öğrencilerinin öğretmenleri ile fotoğrafı. Bir broşürde bu fotoğraf altında 1954-55 Lise İlk Sınıf yazısı bulunuyor.

Okul açılmadan önce 1951 yılında başlayan eğitime katılanlar ile başka ortaokullardan gelen öğrenciler okulun açıldığı yıl ortaokul son sınıfı okuyup 1953 yılı Haziran ayında mezun olurlar. 1954 yılı Ekim ayında ilk lise öğrencileri olurlar. Bu öğrenciler 1957 yılı Haziran ayında ilk lise mezunları olacaklardır.

24 Ocak 1954 yılında resmen açılan Yenimahalle Ortokulu aynı yılın Ekim ayında lise eğitimine başlamıştır. İsmi de değişmiş olsa gerek..





Rıza Onaran bey zamanındaki bu fotoğraf 1955-56 öğrenim yılında 1955 yılı Ekim ayında çekilmiş.




Bu fotoğraf 1957 Haziran ayına uyuyor. Halef selef iki müdür de fotoğraf karesinde varlar. Rıza Onaran bey artık Kıbrıs'a gidecek. Belki arkadaşları ile veda buluşması.

Bizler bu son fotoğraf çekildikten 4 ay sonra 1957 Ekim ayında ortaokul eğitime başladık.

1959 yılı Ekim ayında Mustafa Kemal Lisesi açıldığı için eğitimimize orada devam ettik.




Bu fotoğraf 23 Nisan çocuk bayramını çağrıştırıyor. Saim Onan ve Necla Onan (resim öğretmenleri) fotoğraf karesinin tarihi için ailece bize bilgi veriyorlar. Aile 1953 yılında Kars'taki şark hizmetinden dönüp Yenimahalle Kız Lisesine gelmiş. O zaman tek çocukları var Levent 4 yaşında. Şimdi o 10 yaşında olmalı papyon kravatı ile resmin tam ortasında görülüyor. 2-3 yaşında bir kızkardeşi var o da yanına arkadaş bulmuş olan soldan ikinci çocuk. Annesi ve babası da resmin  sol kenarında  görülüyor. Subay elbisesi ile olan kişi askerlik öğretmeniymiş. Saim Onan öğretmenimizin iyi bir ressam olduğunu şimdilerde öğreniyorum.

Bu fotoğrafın tarihi arkasında not yazmış olan Mualla Akay öğretmenimizin kızının yardımı ile ortaya çıkıyor:   27 Mayıs 1961





Biz Mustafa Kemal Lisesi'ne taşındıktan sonra öğretmenlerin çoğu değişiyor. Bir kısım öğretmen bizimle geliyor bir kısmı da zamanla okuldan ayrılıyor. Okul daha sonra üç kat oluyor yatılı hale geliyor. Yeni öğretmenler geliyor.
Bu fotoğrafta okul müdürü Yusuf Özkılıç olmalı. Rıza Onaran misafir gelmiş olabilir mi acaba?
Lisede Kimya öğretmenimiz İbrahim Tomaç (Keşanlı) 'ın kızı Sühan Tomaç da var.
Sühan Tomaç olmasa Rıza Onaran ile birlikte, fotoğraf daha eski tarihli sanılabilir. Bu fotoğraf 1969 veya 1970 yıllarında çekilmiş olmalı.



YMKLOgr1966.jpg

Mustafa Kemal Lisesi öğretmenlerinin birlikte bulunduğu bu fotoğraf 1966 Mayıs ayında çekilmiş olmalı. Bizim de müdürümüz olan  Ö.Galip Çelik 17.05.1966 tarihinde görevinden ayrılmış. Belki bu da bir veda anısı.

Dikkat edilirse Yenimahalle Kız Lisesi'nden tanıdığımız öğretmenlerimiz Turgut Kurdaş, İsmail Erkal, Lütfiye Böke, Nezihe Yüksel, Semahat İçaydın, Mustafa Güner ve Hikmet Önal lisemizde görevlerine devam ediyorlar.

ogr1.jpg

ogr2.jpg

Doğan Öcalan Kardeşim ve ben öğretmenlerimizin unutulmaması için alttaki belgeyi hazırladık.












16 Haziran 2020

Gençliğimin İlk Yılları Bu Sokakta Geçti

Sokağımızın beni etkileyen bir gizemi var.
O sokakta yaşanmışlıkların doğurduğu sevginin izleri bizlerin içine işlemiş. 
Ben bilinç altında 20 yıldır bu izlerin peşindeyim.

10 yıl kadar önce Necdetler'in evinde sokağımızı konuşurken, Necdet içeri gitti iki fotoğraf getirdi. Gürel ve Koray'ın sünnet düğünü fotoğrafları. İşte ilk önemli tetikleyici buydu.


Mustafa Kemal Lisesi buluşmalarına katıldıkça sokağımıza gidiyor fotoğraflar çekiyorum.
Geçen ay Nurten Erbaşar kardeşim Yenimahalle grubuna bir fotoğraf göndermiş. "Sokağımızın kızları". Necdet'teki fotoğrafların devamı. Aynı anda çekilmiş olmalı. Ok yaydan çıktı.



Face'de ararken Gülsen Gür kardeşimin sayfasında üçüncü fotoğraf duruyor. 1935 yılında çekilmiş Feride Teyzem ve Ekrem Amcam evleniyorlar. Bu da emek verecek ve eski bilgi ve belgeleri toparlayacak olana armağan.



Hemen bir Face grubu kurdum. 19 kişi olduk. Daveti kabul etmeden izleyenlerle 25 kişiye yaklaştık. Yazarak bilgi veren sayısı ikiyi, üçü geçmiyor. 60-65 yıl sonra hatırlamak zor, hata yapmak korkusu da var. Face'de aramalarla eksikler giderilebiliyor. Aydıntan ailesi ile ilgili fotoğraf ve belgelere ulaşmam kısmen böyle oldu.

Şimdi 1960 yılını temsili olarak değişim yılı kabul edersek neler değişti sıralamaya çalışayım:
Amerika'da delikli kart ve bilgisayar hayata girdi. (İlk delikli kartı görmüştüm).
Yuri Gagarin dünya çevresinde dolaştı.
Naylon gömlek ve giderek plastik hayatımıza girdi.
Transisitör bulundu. Lambalı radyolar yok oldu.
Helikopter kullanılmaya başladı.
Pervaneli uçakların yerine iet motorlu uçaklarla yolcu taşınmaya başladı.
Türkiye, Küba ile birlikte bir nükleer hedef olduğunu fark edemeden savaşın eşiğinden döndü.
AFS(American Field Service) ve Barış Gönüllüleri ile tanıştık. Türkiye CIA için araştırma projesi oldu.
Menderes enflasyon kavramını bilmeden ülkeyi idare etti. Ülke duvara tosladı. Plan yapmanın gerektiğini öğrendik.

Sokağımızda yaşarken oluşan bu değişimler de sokağımıza verdiğimiz önemi arttırıyor.

Bizim Sokak Blogumu:

Yenimahalle Kız Lisesi Ortaokulu Blogumu:
https://bizimykl1953-60.blogspot.com/

Bağlantılarından izleyebilirsiniz.

03 Mayıs 2020

Virüslü Hayat

Corona virüsü insan yaşamında çok büyük değişiklikler yapacak.

Uzak ülkelere ve şehirlere turistik geziler yapmak çok güçleşecek.

Uçak ile seyahat etmek  ile yeni normal yaşamda sosyal uzaklık kavramı arasında  çok  büyük çelişki var. Oturma yerleri yeniden projelendirilecek ve 300 kişilik uçaklar  belki de  100-150 kişi taşıyabilecek.

İki, üç misli pahallı olan bir ulaşım harcaması turizm olgusuna büyük darbe vuracak.

O zaman virüs çağından önce iyi ki gitmişiz, görmüşüz diye sevineceğiz. Eskiden çektiğimiz  fotoğraflara bakıp avunacağız.

Önce evlere hapis olduğumuz bugünleri değerlendirmek için "virüsten önce" adlı bir blog hazırlamayı düşündüm. Çok yazamadığımı bildiğim için, bu kapsamdaki yazılarıma da burada  paylaşmayı uygun buldum.

İlk gezimiz 2009 yılında Prag-Viyana-Budapeşte gezisiydi. Ben bir geziyi hatırlarken en mutlu olduğum anları öne çıkarmayı amaçlıyorum. Bu geziye Pronto tur ile gitmiştik. İlk turumuz olsa da hiç bir ekstra tura katılmadık. Kendi olanaklarımızla dolaştık ve metro ile otellere gidip geldik.

2009 yılında Prag için bende (o an)  metroda insan yüzleri ve anons edilen durak isimleri olarak kalmış. İki gün kalmamıza karşın durak isimlerini tekrar duymak beni mutlu ediyor.

Budyovski-Pankrac-Vyşehrad-Pavlova-Florenc-Mustec

https://storage.googleapis.com/slite-api-files-production/files/82273bba-7563-4d87-a34d-3b8e04394f90/image.png

06 Mart 2020

Can Sevinç



          Geçenlerde bir hafta sonu Can bize geldi.
          Can'lar yan komşumuzdular. Dört yıl bizim yanımızdaki dairede oturdular. 
          Onunla 2013 yılında doğunca tanıştık.
          Şule'ye anneanne ve bana dede dedi.
          2016 yılında Tuzla'da ev alıp taşındılar. Bizi ziyaret etmeyi hiç unutmazlar.



image.png
Can artık okullu oldu. Yazısı da güzel olacak.

Şu çay bardağında yedi yaşında bir çocuk neler görebiliyor...Doğrusu şaşırdım kaldım.

Gölgeli kısımda rengin değişiminin farkında ve çayın rengini farklı yapmış. Renk de tutuyor.

Altta kesme tabağın detaylarını nasıl yorumlamış !!!

Üstte tepsiyi ve içindeki su bardağının yivlerini nasıl yorumlamış !!!

En çok da tuzluk ve biberlik hoşuma gitti. Delikleri nasıl yorumlamış ama !!!

Çok farklı yivleri kendi kafasına göre çok güzel belirtmiş.

Alt sağda bir şeker ise harika ... ne detaylar görmüş adam.

Anneannesi ile yarışma yaparlar ben de hakem olurum ve hep o kazanır.

1. ve altı çizili olan yazı da benim yazım. ( Can söyledi ben yazdım. Hakem böyle yazmalıymış)





image.png

03 Ocak 2020

Mehmet Altun Efsanesi

03.01.2020

Gece 69'lular grubunda Mehmet Altun'un iletisini okudum. Yılmaz Akyıldız'ın iletisini de okuyunca çarpılmışa döndüm.






From Slite.com
Mehmet Altun eski Konya valisini ve kendi geçmişini anlatmış (dedemin kuşağı 1875 civarında doğanlar). Yılmaz Akyıldız da valinin oğlu Haluk Özberki ile dostluğunu (İTÜ inşaat mezunu ve babam yaşında olmalı) dile getirmiş. Beraberce Konya'da babasının mezarını ziyaret etmişler. Yılmaz kardeşimin Haluk Özberki ardından yazdığı anı yazısı da çok etkileyici. İkisi de renkli kişilikler.

Çarpılmak, çekici, cazibeli, efsane, masal gibi kelimeler gözlerimin önünde sıraya girdiler.
İnsanoğlu düşünmeye başladığından beri doğa ötesi güçlerle uğraşmıştır. Aklı ile açıklayamadığı durumları çekici bulmuş efsaneler olarak kuşaktan kuşağa aktarmıştır.

Mehmet Altun kardeşim de benim yarattığım bir efsanenin kahramanıdır.

Mehmet'i i Gümüşsuyu yurdunda tanıdım. Aynı fakültede okuyorduk ama o bir yıl sonra girmişti. Selamlaşmak dışında fazla bir arkadaşlığımız yoktu.

25 yıl sonra beni buldu ve bana unuttuğum Aristo masalını hatırlattı.
Blogumda ilgili yazı için buraya tıklayın

50 yıl sonra da yazdığı ileti ile de hayat hikayesini ve geçirdiği kazayı anlatıyor. Cumhuriyet Konya'sının yok edilişini de kayda geçirmiş.

Şimdi düşününce Mehmet'i çarpıcı yapan şeyin gözlerinin bakışı olduğunu belirliyorum. İnsanlar biribirlerini yıllar sonra yüz hatlarından ve gözlerinden tanır. Ben Mehmet'i 25 yıl sonra bakışından tanımıştım. Bu bakışta keskinlik, samimilik, sevecenlik ve ürkeklik vardı. Bana ne güzel Aristo Studio hesap cetvelimin hikayesini anlatmıştı.

Tekrar 25 yıl sonra ondan haber alınca gerçekten çarpıldım.

25 yıl ara ile ortaya çıkan iki iletişim, bunu sağlayan bir hesap cetveli ve arkadaşlarımın bana hep Aristo demeleri bu efsaneyi yaratan sebepleri olmalı.

12 Eylül 2019

Benim-Tezim


Bu yazım mesleğimiz ile ilgili olduğu ve ayrıca özel bir uzmanlık alanına girdiği için konuya yabancılara ancak genel bir fikir verebilir.

Yazı biraz da belge olarak gelecek kuşaklara bilgi aktarmak amacı ile yazılmıştır.

Böyle bir çalışmanın amacını açıklamak istiyorum;

50 yıllık meslek yaşamımda ve İTÜ İnşaat Fakültesinde öğrenimim sırasında ilgi duyduğum iki konu bana eşlik etti. Bunlardan birisi “bilgisayarlar ve programlama” diğeri de “sonlu elemanlar ile statik hesaplar” konusudur.

50 yıl sonra diploma çalışmamı incelerken başka bir gerçekle karşılaştım. 1968 yılında elimizdeki  sınırlı imkanlarla yapılan bir Çelik Yüksek Yapı Projesi bugün olsa  nasıl yapılırdı?  Bu soru beni zaman zaman meşgul etti. O gün bir öğrenci olarak deneyimsizliğin verdiği eksiklikleri de şimdi giderebilmek düşüncesine kapıldım.
Sonuç olarak  bugün elimdeki bilgi ve deneyimim ile aynı projeyi tekrar yapmaya karar verdim.
Öğrenci iken benim için en önemli olan en zoru hemen bitirmekti. Bu da çeşitli yükleme durumları altında çerçeve çözümlerini Kani metodu ile yapmaktı. Statik dersleri teorik olarak bize bilgi kazandırsa da pratikte çok katlı bir çerçeve  çözmek için elimizde kağıt kalem ve hesap cetveli dışında bir gereç bulunmuyordu. Daha da ileri gidersek rüzgar ve deprem için yatay kuvvetler altında Muto metodu olarak bilinen tablolaştırılmış bir çözüm metodu kullanmak zorundaydık.
O zaman çalışmanın bütününü geniş bir açıdan görmeğe ve incelemeye zamanımız yoktu. Derslerimizde de bu konuda daha fazla bilgi almalıydık. Şimdi hiçbir şartname bilgisi olmadan ve tam okumadan aktarılan bilgilere inanarak bir çalışma yaptığımı görüyorum. Ders  olarak Yapı Şartnamesi. Çelik Yapılar Şartnamesi ve Deprem şartnamesi incelenmesi yapılmalıydı. Bir yapı için özel teknik şartnamenin nasıl hazırlanacağı öğrenciye öğretilmeliydi.

O zamandan aklımda kalan üç yükleme durumu kabul etmiştik ve bunlar
  • Yükleme Durumu I  Sabit ve hareketli yükler altında olan yükleme 
  • -çelik için emniyet gerilmesi=1.4Kg/cm2 
  • Yükleme Durumu II Sabit ve hareketli yükler + Rüzgar yükü altında olan yükleme 
  • -çelik için emniyet gerilmesi=1.6Kg/cm2 
  • Yükleme Durumu III Sabit ve hareketli yükler + Deprem yükü altında olan yükleme 
  • -çelik için emniyet gerilmesi=2.1Kg/cm2 

Şimdiki çalışmalarımda Yükleme Durumu III ün önemi ortaya çıkıyor.

İnternetten arayarak bulduğum en eski deprem yönetmeliği 1978 yılına ait. Biz 1968 yılında sanırım onun benzerini kullandık.  Yapı yükleri ve deprem yükleri altında zorlanma gerilmelerinde %33 arttırmaya izin veriliyor. Nerede ise  1.33*1.6=2.13 t/cm2 zorlanma gerilmesine kadar varıyoruz.

O zaman Muto hesabının doğruluk derecesi( tabloları aşan kat sayısı) araştırılmalıydı. Boyuna doğrultuda kafes sistemi için yapılan varsayımların doğruluğu araştırılmalıydı. Deprem Şartnamesi verileri daha iyi incelenmeliydi. Belki de özel bir teknik şartname gerekliydi. O zaman deprem şartnamesi çok gelişmemişti.

Benim şu anda amacım hesabın sınır şartlarını irdelemek değil hesaplama metodunun gelişmesini incelemek olduğu için o günkü şartname ve sınır değerlerini olduğu gibi kabul ediyorum.

Deprem yüklemesinin belirleyici olması ve boyuna doğrultuda kafes sistemlere yüklerin paylaştırılması tez çalışmamda çok kaba varsayımlara göre yapıldığı için (yükleri perde adedine bölüştürmek gibi) şimdi sonlu elemanlar ile üç boyutlu hesap yapmayı gerekli gördüm.

Deprem yüklerini boyuna çerçeve sistemine verince kolonlar yanal eksenlerinde ve kolonlar arasında boyuna kirişler de yükleri taşıyor. Kullanmadığımız kolonların yanal taşıma kapasitesi kullanılmış oluyor. Boyuna aks kirişleri kolonlara tutulu bağlanırken boyuna deprem yükünü taşıyan ana elemanlar oluyorlar.

Üç boyutlu hesabın getirdiği önemli bir yenilik de düşey yüklerin boyuna kirişlere  yüklenebiliyor olması. Boyuna kirişlerin tutululuk değerlerini hesaplayarak veri girmeye gerek kalmıyor.  Boyuna kirişler, çerçeve aks kirişleri üzerinde tanımlanan noktalar belirlenerek ve uc sabitlikleri verilerek kuruluyor. Rüzgar kafes sistemi de aynı şekilde kurulabiliyor.

Sonlu elemanlarla üç boyutlu çubuk sistemlerin çözümü elimizdeki bilgisayar olanakları ile kolaylaşmış durumda. Şimdi Etabs ve benzeri hazır  programlar bulunmakla birlikte sonlu  elemanlar çözümünü de kendimizin geliştirmesi konuya temelden hakim olmak için daha doğru olacaktır.

Java program dili olarak son on yılda nesneye dayalı diller arasında bayağı öne geçti. Ayrıca internet ortamında geliştirilmiş açık kaynak kodlu kütüphaneler de bulunabiliyor.  Bulduğum "astatica" adlı açık kodlu bir kütüphane bana çok yardımcı oldu. Matris hesaplar için destek veren kütüphane de bu çalışmayı destekliyor. Bizim fortran ile ve basic ile program yaptığımız yıllarda lineer denklem takımlarını çözmek için yazdığımız Gauss veya Cholesky benzeri alt yordamlar ile artık uğraşmamıza gerek kalmıyor. Onbin yirmibin adet civarında denklem bu kütüphanelerdeki bir programla kolayca çözülüyor. Nesneye dayalı programlama tekniği yepyenibir anlayış yarattı. Yaptığım sonlu elemanlar programlamasının da bir bilgisayar tezi değerinde olduğunu söylemek isterim.

Bilgisayar kullanarak statik projesi yapanlar hesap yapmak kadar verileri girmek ve çıktıları alıp değerlendirmenin önemli olduğunu bilirler. Kart kullanarak büyük makinalarda hesap yaparken veriler bu kartlarda bulunuyordu. Şimdi Excel tabloları giriş için de çıktılar için de mükemmel ortamlar.  Excel’in sunduğu hesaplama ve görsel değerlendirme olanakları yıllar önce hayal bile edilemezdi. Gene "jxl" adlı bir kütüphane java programı ile excel tabloları arasında geçişi sağlıyor. 

Girdiler gene excel tablosu ile bir çerçeve için veriliyor. Diğer çerçeveler verilen çerçeve sayısına göre üretilirken boyuna kirişler de gene yazılı alt yordamlarla üretiliyor.

Girdiler excell tablosunda aşağıda olduğu gibi hazırlanmaktadır:
Sol tarafta çubuklar ilk ve son düğüm numaraları, tip ve profil adları ile verilirken sağ tarafta da düğümler  x, y, z koordinatları ile verilmektedir.
Çelik profillerin kesit değerleri Kesit sınıfı içinde liste olarak girilmiştir. Bu değerler eski yıllarda kullanılan profillere ait olup Alman normlarına uygun profillerdir.

Profil kesit değerleri de Kesit sınıfında yukardaki listede olduğu gibi girilmiştir.
Programlama çalışmaları yaparak çıktıları renklendirilmiş değerlerle göstermek daha kolay kavramamıza yardımcı olabiliyor. Çubukların uç büyüklükleri ve ona karşı gelen gerilme büyükleri gösterilirken excel tablolarında Yükleme Durumu I , II, III ve aşan değerler için ayrı renkler kullanılması bence çok faydalı.

Çıktılarda ilk kolonda 2.14 değeri 2.1 sınır gerilmesini aştığı için fonda kırmızı renkle ikaz ederken mavi renkler 1.2 ile  1.4 arasında, portakal renkli olanlar 1.4 ile 1.6 arasında, kırmızı renkli olanlar da 1.6 ile 2.1 arasında olanları belirtmektedir.

Tabloda üst yarıda gerilme ve alt yarıda kuvvet değerleri gösterilmektedir. Çubuğun ilk ve son uclarında 6 kuvvet veya gerilme değeri verilmektedir. Yerel eksen takımında ilk üç değer normal kuvvet ve kesme kuvvetleri sonraki üç değer, burulma momenti ve diğer iki doğrultuda eğilme momentleridir. 

Çubuk kesit tesirleri sistem eksenlerinde hesaplanmakla birlikte gerilme tahkiki için bu değerler profil yanak noktalarına kaydırılacak şekilde azaltılarak hesaplanmaktadır.

Program girilen kesit değerleri ile hesap yaptığı gibi istenirse en uygun kesit değerlerini seçerek o değerlerle de hesap yapmaktadır.
Çubuk Sistem Programı yukarıda menüde görüldüğü gibi Çerçeve veya Uzay Çerçeve olarak hesap yapıyor. Girilen profiller ile hesap yaptığı gibi uygun profilleri bularak onlarla da hesap yapıyor. Ayrıca yukarıdaki çıktıda görüldüğü gibi en uygun profil listesi de alınabiliyor. 
İlk kolonda Durum1 yüklemesi ikinci üçüncü kolonlarda Durum2 Rüzgar sola ve sağa yüklemeleri yer alıyor. Son kolon ise uygulanacak profilleri gösteriyor. Ayrıca profil isimleri yanında zorlanacağı gerilme büyüklükleri de veriliyor
İstenirse metraj hesabı da yapılmakta kaç ton demir kullanıldığı dökümü ile görülebilmektedir.