12 Eylül 2019

Benim-Tezim


Bu yazım mesleğimiz ile ilgili olduğu ve ayrıca özel bir uzmanlık alanına girdiği için konuya yabancılara ancak genel bir fikir verebilir.

Yazı biraz da belge olarak gelecek kuşaklara bilgi aktarmak amacı ile yazılmıştır.

Böyle bir çalışmanın amacını açıklamak istiyorum;

50 yıllık meslek yaşamımda ve İTÜ İnşaat Fakültesinde öğrenimim sırasında ilgi duyduğum iki konu bana eşlik etti. Bunlardan birisi “bilgisayarlar ve programlama” diğeri de “sonlu elemanlar ile statik hesaplar” konusudur.

50 yıl sonra diploma çalışmamı incelerken başka bir gerçekle karşılaştım. 1968 yılında elimizdeki  sınırlı imkanlarla yapılan bir Çelik Yüksek Yapı Projesi bugün olsa  nasıl yapılırdı?  Bu soru beni zaman zaman meşgul etti. O gün bir öğrenci olarak deneyimsizliğin verdiği eksiklikleri de şimdi giderebilmek düşüncesine kapıldım.
Sonuç olarak  bugün elimdeki bilgi ve deneyimim ile aynı projeyi tekrar yapmaya karar verdim.
Öğrenci iken benim için en önemli olan en zoru hemen bitirmekti. Bu da çeşitli yükleme durumları altında çerçeve çözümlerini Kani metodu ile yapmaktı. Statik dersleri teorik olarak bize bilgi kazandırsa da pratikte çok katlı bir çerçeve  çözmek için elimizde kağıt kalem ve hesap cetveli dışında bir gereç bulunmuyordu. Daha da ileri gidersek rüzgar ve deprem için yatay kuvvetler altında Muto metodu olarak bilinen tablolaştırılmış bir çözüm metodu kullanmak zorundaydık.
O zaman çalışmanın bütününü geniş bir açıdan görmeğe ve incelemeye zamanımız yoktu. Derslerimizde de bu konuda daha fazla bilgi almalıydık. Şimdi hiçbir şartname bilgisi olmadan ve tam okumadan aktarılan bilgilere inanarak bir çalışma yaptığımı görüyorum. Ders  olarak Yapı Şartnamesi. Çelik Yapılar Şartnamesi ve Deprem şartnamesi incelenmesi yapılmalıydı. Bir yapı için özel teknik şartnamenin nasıl hazırlanacağı öğrenciye öğretilmeliydi.

O zamandan aklımda kalan üç yükleme durumu kabul etmiştik ve bunlar
  • Yükleme Durumu I  Sabit ve hareketli yükler altında olan yükleme 
  • -çelik için emniyet gerilmesi=1.4Kg/cm2 
  • Yükleme Durumu II Sabit ve hareketli yükler + Rüzgar yükü altında olan yükleme 
  • -çelik için emniyet gerilmesi=1.6Kg/cm2 
  • Yükleme Durumu III Sabit ve hareketli yükler + Deprem yükü altında olan yükleme 
  • -çelik için emniyet gerilmesi=2.1Kg/cm2 

Şimdiki çalışmalarımda Yükleme Durumu III ün önemi ortaya çıkıyor.

İnternetten arayarak bulduğum en eski deprem yönetmeliği 1978 yılına ait. Biz 1968 yılında sanırım onun benzerini kullandık.  Yapı yükleri ve deprem yükleri altında zorlanma gerilmelerinde %33 arttırmaya izin veriliyor. Nerede ise  1.33*1.6=2.13 t/cm2 zorlanma gerilmesine kadar varıyoruz.

O zaman Muto hesabının doğruluk derecesi( tabloları aşan kat sayısı) araştırılmalıydı. Boyuna doğrultuda kafes sistemi için yapılan varsayımların doğruluğu araştırılmalıydı. Deprem Şartnamesi verileri daha iyi incelenmeliydi. Belki de özel bir teknik şartname gerekliydi. O zaman deprem şartnamesi çok gelişmemişti.

Benim şu anda amacım hesabın sınır şartlarını irdelemek değil hesaplama metodunun gelişmesini incelemek olduğu için o günkü şartname ve sınır değerlerini olduğu gibi kabul ediyorum.

Deprem yüklemesinin belirleyici olması ve boyuna doğrultuda kafes sistemlere yüklerin paylaştırılması tez çalışmamda çok kaba varsayımlara göre yapıldığı için (yükleri perde adedine bölüştürmek gibi) şimdi sonlu elemanlar ile üç boyutlu hesap yapmayı gerekli gördüm.

Deprem yüklerini boyuna çerçeve sistemine verince kolonlar yanal eksenlerinde ve kolonlar arasında boyuna kirişler de yükleri taşıyor. Kullanmadığımız kolonların yanal taşıma kapasitesi kullanılmış oluyor. Boyuna aks kirişleri kolonlara tutulu bağlanırken boyuna deprem yükünü taşıyan ana elemanlar oluyorlar.

Üç boyutlu hesabın getirdiği önemli bir yenilik de düşey yüklerin boyuna kirişlere  yüklenebiliyor olması. Boyuna kirişlerin tutululuk değerlerini hesaplayarak veri girmeye gerek kalmıyor.  Boyuna kirişler, çerçeve aks kirişleri üzerinde tanımlanan noktalar belirlenerek ve uc sabitlikleri verilerek kuruluyor. Rüzgar kafes sistemi de aynı şekilde kurulabiliyor.

Sonlu elemanlarla üç boyutlu çubuk sistemlerin çözümü elimizdeki bilgisayar olanakları ile kolaylaşmış durumda. Şimdi Etabs ve benzeri hazır  programlar bulunmakla birlikte sonlu  elemanlar çözümünü de kendimizin geliştirmesi konuya temelden hakim olmak için daha doğru olacaktır.

Java program dili olarak son on yılda nesneye dayalı diller arasında bayağı öne geçti. Ayrıca internet ortamında geliştirilmiş açık kaynak kodlu kütüphaneler de bulunabiliyor.  Bulduğum "astatica" adlı açık kodlu bir kütüphane bana çok yardımcı oldu. Matris hesaplar için destek veren kütüphane de bu çalışmayı destekliyor. Bizim fortran ile ve basic ile program yaptığımız yıllarda lineer denklem takımlarını çözmek için yazdığımız Gauss veya Cholesky benzeri alt yordamlar ile artık uğraşmamıza gerek kalmıyor. Onbin yirmibin adet civarında denklem bu kütüphanelerdeki bir programla kolayca çözülüyor. Nesneye dayalı programlama tekniği yepyenibir anlayış yarattı. Yaptığım sonlu elemanlar programlamasının da bir bilgisayar tezi değerinde olduğunu söylemek isterim.

Bilgisayar kullanarak statik projesi yapanlar hesap yapmak kadar verileri girmek ve çıktıları alıp değerlendirmenin önemli olduğunu bilirler. Kart kullanarak büyük makinalarda hesap yaparken veriler bu kartlarda bulunuyordu. Şimdi Excel tabloları giriş için de çıktılar için de mükemmel ortamlar.  Excel’in sunduğu hesaplama ve görsel değerlendirme olanakları yıllar önce hayal bile edilemezdi. Gene "jxl" adlı bir kütüphane java programı ile excel tabloları arasında geçişi sağlıyor. 

Girdiler gene excel tablosu ile bir çerçeve için veriliyor. Diğer çerçeveler verilen çerçeve sayısına göre üretilirken boyuna kirişler de gene yazılı alt yordamlarla üretiliyor.

Girdiler excell tablosunda aşağıda olduğu gibi hazırlanmaktadır:
Sol tarafta çubuklar ilk ve son düğüm numaraları, tip ve profil adları ile verilirken sağ tarafta da düğümler  x, y, z koordinatları ile verilmektedir.
Çelik profillerin kesit değerleri Kesit sınıfı içinde liste olarak girilmiştir. Bu değerler eski yıllarda kullanılan profillere ait olup Alman normlarına uygun profillerdir.

Profil kesit değerleri de Kesit sınıfında yukardaki listede olduğu gibi girilmiştir.
Programlama çalışmaları yaparak çıktıları renklendirilmiş değerlerle göstermek daha kolay kavramamıza yardımcı olabiliyor. Çubukların uç büyüklükleri ve ona karşı gelen gerilme büyükleri gösterilirken excel tablolarında Yükleme Durumu I , II, III ve aşan değerler için ayrı renkler kullanılması bence çok faydalı.

Çıktılarda ilk kolonda 2.14 değeri 2.1 sınır gerilmesini aştığı için fonda kırmızı renkle ikaz ederken mavi renkler 1.2 ile  1.4 arasında, portakal renkli olanlar 1.4 ile 1.6 arasında, kırmızı renkli olanlar da 1.6 ile 2.1 arasında olanları belirtmektedir.

Tabloda üst yarıda gerilme ve alt yarıda kuvvet değerleri gösterilmektedir. Çubuğun ilk ve son uclarında 6 kuvvet veya gerilme değeri verilmektedir. Yerel eksen takımında ilk üç değer normal kuvvet ve kesme kuvvetleri sonraki üç değer, burulma momenti ve diğer iki doğrultuda eğilme momentleridir. 

Çubuk kesit tesirleri sistem eksenlerinde hesaplanmakla birlikte gerilme tahkiki için bu değerler profil yanak noktalarına kaydırılacak şekilde azaltılarak hesaplanmaktadır.

Program girilen kesit değerleri ile hesap yaptığı gibi istenirse en uygun kesit değerlerini seçerek o değerlerle de hesap yapmaktadır.
Çubuk Sistem Programı yukarıda menüde görüldüğü gibi Çerçeve veya Uzay Çerçeve olarak hesap yapıyor. Girilen profiller ile hesap yaptığı gibi uygun profilleri bularak onlarla da hesap yapıyor. Ayrıca yukarıdaki çıktıda görüldüğü gibi en uygun profil listesi de alınabiliyor. 
İlk kolonda Durum1 yüklemesi ikinci üçüncü kolonlarda Durum2 Rüzgar sola ve sağa yüklemeleri yer alıyor. Son kolon ise uygulanacak profilleri gösteriyor. Ayrıca profil isimleri yanında zorlanacağı gerilme büyüklükleri de veriliyor
İstenirse metraj hesabı da yapılmakta kaç ton demir kullanıldığı dökümü ile görülebilmektedir.

22 Haziran 2019

Tanrı insan ile beraber bir bütündür.

Bugün de Steinbeck var sırada. 
Adam Trask ve oğulları. (Aron ve Cal)(Habil ve Kabil) . 
Burada iki bilge insan Çinli Lee ve Samuel ortaya çıkıyor. 
Din ve tanrı konusunu aktarımlar ve yorumlarla insanların algılaması irdeleniyor. Ortaya tasavvuf felsefesi benzeri bir düşünce çıkıyor. İnsan Tanrı’nın bir parçasıdır ve kararları ile gelişime yön vermelidir diye düşünüyorum ben. 
Tercüme her zaman aslı yansıtmıyor. Ben de romanları da orjinalinden izlemeye çalışıyorum. Bir kelimenin bile yanlış aktarımı insanlığın yaşamını yönlendirebilir. Bu cümleyi başka bir dile çeviren o dilin kuralları ile yönlendirir diye de çevirebilir. Bu da çok yanlış yorumlara yol açar. 
Lee bu konuyu 90 yaşlarından büyüklerden oluşan aile meclisine götürüyor. Çinliler eski ahiti o zamanki dilleri de öğrenerek okuyarak, yorumlayıp, iki yılda bu sonuca varıyorlar. Sihirli kelime timshel oluyor.

But the Hebrew word, the word timshel—‘Thou mayest’—that gives a choice.

“It’s a little different from that, really,” said Lee. “I went there because in our family there are a
number of ancient reverend gentlemen who are great scholars. They are thinkers in exactness. A man may spend many years pondering a sentence of the scholar you call Confucius. I thought there might be experts in meaning who could advise me.
“They are fine old men. They smoke their two pipes of opium in the afternoon and it rests and
sharpens them, and they sit through the night and their minds are wonderful. I guess no other people have been able to use opium well.”
Lee dampened his tongue in the black brew. “I respectfully submitted my problem to one of these
sages, read him the story, and told him what I understood from it. The next night four of them met and called me in. We discussed the story all night long.”
Lee laughed. “I guess it’s funny,” he said. “I know I wouldn’t dare tell it to many people. Can you
imagine four old gentlemen, the youngest is over ninety now, taking on the study of Hebrew? They
engaged a learned rabbi. They took to the study as though they were children. Exercise books,
grammar, vocabulary, simple sentences. You should see Hebrew written in Chinese ink with a brush!
The right to left didn’t bother them as much as it would you, since we write up to down. Oh, they were perfectionists! They went to the root of the matter.”
“And you?” said Samuel.
“I went along with them, marveling at the beauty of their proud clean brains. I began to love my
race, and for the first time I wanted to be Chinese. Every two weeks I went to a meeting with them, and in my room here I covered pages with writing. I bought every known Hebrew dictionary. But the old gentlemen were always ahead of me. It wasn’t long before they were ahead of our rabbi; he brought a colleague in. Mr. Hamilton, you should have sat through some of those nights of argument and discussion. The questions, the inspection, oh, the lovely thinking—the beautiful thinking.
“After two years we felt that we could approach your sixteen verses of the fourth chapter of
Genesis. My old gentlemen felt that these words were very important too—’Thou shalt’ and ‘Do
thou.’ And this was the gold from our mining: ‘Thou mayest.’ ‘Thou mayest rule over sin.’ The old
gentlemen smiled and nodded and felt the years were well spent. It brought them out of their Chinese shells too, and right now they are studying Greek.”
’Thou shalt’ and ‘Do thou.’
‘Thou mayest.’ ‘Thou mayest rule over sin.’
Samuel said, “It’s a fantastic story. And I’ve tried to follow and maybe I’ve missed somewhere.
Why is this word so important?”
Lee’s hand shook as he filled the delicate cups. He drank his down in one gulp. “Don’t you see?”
he cried. “The American Standard translation orders men to triumph over sin, and you can call sin
ignorance. The King James translation makes a promise in ‘Thou shalt,’ meaning that men will surely triumph over sin. But the Hebrew word, the word timshel—‘Thou mayest’—that gives a choice. It might be the most important word in the world. That says the way is open. That throws it right back on a man. For if ‘Thou mayest’—it is also true that ‘Thou mayest not.’ Don’t you see?”
“Yes, I see. I do see. But you do not believe this is divine law. Why do you feel its importance?”
“Ah!” said Lee. “I’ve wanted to tell you this for a long time. I even anticipated your questions and
I am well prepared. Any writing which has influenced the thinking and the lives of innumerable
people is important. Now, there are many millions in their sects and churches who feel the order, ‘Do thou,’ and throw their weight into obedience. And there are millions more who feel predestination in ‘Thou shalt.’ Nothing they may do can interfere with what will be. But “Thou mayest’! Why, that makes a man great, that gives him stature with the gods, for in his weakness and his filth and his murder of his brother he has still the great choice. He can choose his course and fight it through and win.” Lee’s voice was a chant of triumph.
Adam said, “Do you believe that, Lee?”
“Yes, I do. Yes, I do. It is easy out of laziness, out of weakness, to throw oneself into the lap of
deity, saying, ‘I couldn’t help it; the way was set.’ But think of the glory of the choice! That makes a
man a man. A cat has no choice, a bee must make honey. There’s no godliness there. And do you
know, those old gentlemen who were sliding gently down to death are too interested to die now?”
Adam said, “Do you mean these Chinese men believe the Old Testament?”
Lee said, “These old men believe a true story, and they know a true story when they hear it. They
are critics of truth. They know that these sixteen verses are a history of humankind in any age or
culture or race.
“I know it. I think that’s why I picked him when he was a colt. Do you know I paid two dollars for
him thirty-three years ago? Everything was wrong with him, hoofs like flapjacks, a hock so thick and short and straight there seems no joint at all. He’s hammer-headed and sway-backed. He has a pinched chest and a big behind. He has an iron mouth and he still fights the crupper. With a saddle he feels as though you were riding a sled over a gravel pit. He can’t trot and he stumbles over his feet when he walks. I have never in thirty-three years found one good thing about him. He even has an ugly disposition. He is selfish and quarrelsome and mean and disobedient. To this day I don’t dare walk behind him because he will surely take a kick at me. When I feed him mash he tries to bite my hand. And I love him.”
Lee said, “And you named him ‘Doxology.’ ”
“Surely,” said Samuel, “so ill endowed a creature deserved, I thought, one grand possession. He
hasn’t very long now.”
Adam said, “Maybe you should put him out of his misery.”
“What misery?” Samuel demanded. “He’s one of the few happy and consistent beings I’ve ever
met.”
“He must have aches and pains.”
“Well, he doesn’t think so. Doxology still thinks he’s one hell of a horse. Would you shoot him,
Adam?”
“Yes, I think I would. Yes, I would.”
“You’d take the responsibility?”
“Yes, I think I would. He’s thirty-three. His lifespan is long over.”
Lee had set his lantern on the ground. Samuel squatted beside it and instinctively stretched his
hands for warmth to the butterfly of yellow light.
“I’ve been bothered by something, Adam,” he said.
“What is that?”
“You would really shoot my horse because death might be more comfortable?”
“Well, I meant—”
Samuel said quickly, “Do you like your life, Adam?”
“Of course not.”
“If I had a medicine that might cure you and also might kill you, should I give it to you? Inspect
yourself, man.”
“What medicine?”
“No,” said Samuel. “If I tell you, believe me when I say it may kill you.”
Lee said, “Be careful, Mr. Hamilton. Be careful.”
“What is this?” Adam demanded. “Tell me what you’re thinking of.”
Samuel said softly, “I think for once I will not be careful. Lee, if I am wrong—listen—if I am
mistaken, I accept the responsibility and I will take what blame there is to take.”
“Are you sure you’re right?” Lee asked anxiously.
“Of course I’m not sure. Adam, do you want the medicine?”
“Yes. I don’t know what it is but give it to me.”
“Adam, Cathy is in Salinas. She owns a whorehouse, the most vicious and depraved in this whole
end of the country. The evil and ugly, the distorted and slimy, the worst things humans can think up are for sale there. The crippled and crooked come there for satisfaction. But it is worse than that. Cathy, and she is now called Kate, takes the fresh and young and beautiful and so maims them that they can never be whole again. Now, there’s your medicine. Let’s see what it does to you.”
“You’re a liar!” Adam said.
“No, Adam. Many things I am, but a liar I am not.”
Adam whirled on Lee. “Is this true?”
“I’m no antidote,” said Lee. “Yes. It’s true.”
Adam stood swaying in the lantern light and then he turned and ran. They could hear his heavy
steps running and tripping. They heard him falling over the brush and scrambling and clawing his
way upward on the slope. The sound of him stopped only when he had gone over the brow of the hill.
Lee said, “Your medicine acts like poison.”
“I take responsibility,” said Samuel. “Long ago I learned this: When a dog has eaten strychnine
and is going to die, you must get an ax and carry him to a chopping block. Then you must wait for his next convulsion, and in that moment—chop off his tail. Then, if the poison has not gone too far, your dog may recover. The shock of pain can counteract the poison. Without the shock he will surely die.”
“But how do you know this is the same?” Lee asked.
“I don’t. But without it he would surely die.”
“You’re a brave man,” Lee said.
“No, I’m an old man. And if I should have anything on my conscience it won’t be for long.”
Lee asked, “What do you suppose he’ll do?”
“I don’t know,” said Samuel, “but at least he won’t sit around and mope. Here, hold the lantern
for me, will you?”
“You’re a kind man, Mr. Hamilton. And I’ve always thought it was the kindness that comes from
not wanting any trouble. And your mind is as facile as a young lamb leaping in a daisy field. You have never to my knowledge taken a bulldog grip on anything. And then tonight you did a thing that tears down my whole picture of you.”
Samuel wrapped the lines around a stick stuck in the whip socket, and Doxology stumbled on
down the rutty road. The old man stroked his beard, and it shone very white in the starlight. He took off his black hat and laid it in his lap.
“I guess it surprised me as much as it did you,” he said. “But if you want to know why—look into yourself.”
“I don’t understand you.”
“If you had only told me about your studies earlier it might have made a great difference, Lee.”
“I still don’t understand you.”
“Careful, Lee, you’ll get me talking. I told you my Irish came and went. It’s coming now.”
Lee said, “Mr. Hamilton, you’re going away and you’re not coming back. You do not intend to
live very much longer.”
“That’s true, Lee. How did you know?”
“There’s death all around you. It shines from you.”
“I didn’t know anyone could see it,” Samuel said. “You know, Lee, I think of my life as a kind of music, not always good music but still having form and melody. And my life has not been a full orchestra for a long time now. A single note only—and that note unchanging sorrow. I’m not alone in my attitude, Lee. It seems to me that too many of us conceive of a life as ending in defeat.”
Lee said, “Maybe everyone is too rich. I have noticed that there is no dissatisfaction like that of
the rich. Feed a man, clothe him, put him in a good house, and he will die of despair.”
“It was your two-word retranslation, Lee—”Thou mayest.’ It took me by the throat and shook
me. And when the dizziness was over, a path was open, new and bright. And my life which is ending seems to be going on to an ending wonderful. And my music has a new last melody like a bird song in the night.”
Lee was peering at him’ through the darkness. “That’s what it did to those old men of my
family.”
“ ‘Thou mayest rule over sin,’ Lee. That’s it. I do not believe all men are destroyed. I can name
you a dozen who were not, and they are the ones the world lives by. It is true of the spirit as it is true of battles—only the winners are remembered. Surely most men are destroyed, but there are others who like pillars of fire guide frightened men through the darkness. ‘Thou mayest, Thou mayest!’ What glory! It is true that we are weak and sick and quarrelsome, but if that is all we ever were, we would, millenniums ago, have disappeared from the face of the earth. A few remnants of fossilized jawbone, some broken teeth in strata of limestone, would be the only mark man would have left of his existence in the world. But the choice, Lee, the choice of winning! I had never understood it or accepted it before. Do you see now why I told Adam tonight? I exercised the choice. Maybe I was wrong, but by telling him I also forced him to live or get off the pot. What is that word, Lee?”
“Timshel,” said Lee. “Will you stop the cart?”
“You’ll have a long walk back.”
Lee climbed down. “Samuel!” he said.
“Here am I.” The old man chuckled. “Liza hates for me to say that.”
“Samuel, you’ve gone beyond me.”
“It’s time, Lee.”
“Good-by, Samuel,” Lee said, and he walked hurriedly back along the road. He heard the iron
tires of the cart grinding on the road. He turned and looked after it, and on the slope he saw old


Samuel against the sky, his white hair shining with starlight.

15 Haziran 2019

Grek Yazısı



Yücel Tanyeri kardeşim çok güzel bir şekilde anlatarak grek yazısını öğretmiş. Öğrendiklerim için ona teşekkür ediyorum.

TS Ç        TZ C        OY U    okunduğunu yeni öğrendim.

Beni etkileyen fikir ise küçük harfleri anlatmak ve alıştırma yaparak harfleri anlamayı pekiştirmek için Karaman'da Türkçe konuşup Grekçe yazan Türkleri hatırlamam oldu.

Yücel kardeşim Iliada'yı okumayı hedefe koymuş. Çok güzel de Grekçe kelimeleri bilmeden okuyup alıştırma yapmak çok zor. Ben şimdi Grekçe yazılmış Türkçe metinleri alıştırma yapmak için öneriyorum.

Biz mühendislik eğitimi sırasında formüller yazarken Grek harflerini çok fazla kullandık. O harflerin çoğunu tanıyoruz. Onları büyük ve küçük harf olarak hiç sınıflandırmadığım aklıma geldi.

From Slite.com
Grek harflerini kullandığım bir blog yazım hangi harfleri çok kullandığımıza örnek olabilir.

dΓ= rdF
Γ = µgρh 0 dθ 0R r2dr (Diski durduran sürtünme momenti) 
µgρh │θ 0 │r3/3 0R
µgρh 2π R/3 

I = ρh π R/2 (Diskin atalet momenti) 

α = Γ / I = (4µg) /(3R) (Açısal ivme) 
t = ω / α = (3ωR)/(4µg) (Durana kadar geçen zaman) 

Çizgisel ve açısal hareket arasındaki analoji 

F=ma ----------------- Γ = I α 
E=(1/2)mv---------- E=(1/2)Iω
v=a t ------------------- ω=α t 

g(yerçekimi ivmesi)
ρ(disk yoğunluğu)
h(disk kalınlığı)


Daha çok küçük harfler kullanmışız. G Büyük harf gama az kullanılmış. H eta harfini büyuk olarak hiç hatırlamıyorum. Ksi büyük harf zaten zor yazılıyor. İpsilon ve epsilon farklı harflermiş. Epsilon çok kullanılyordu ama ipsilon küçük harf ara sıra kullanılmıştır. X küçük harf az kullanılmış olmalı.


Gelelim Karamanlılara....




From Slite.com








From Slite.com


From Slite.com


From Slite.com


From Slite.com



From Slite.com


From Slite.com





From Slite.com


From Slite.com



From Slite.com

10 Mart 2019

Osmanlı'yı Gözle Görmek-1574






Kanuni Sultan Süleyman öldükten sonra II.Selim padişah olur. 8 yıl padişahlık yapar ve  1574 yılında ölür.
Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa, Kanuni'den sonra II.Selim'e ve o öldükten sonra da III.Murat'a sadrazamlık yapar. Sokullu 1579 yılında bir suikaste kurban gider.
Lambert de Vos adlı bir flaman sanatçı 1570'li yıllarda İstanbul'a gelerek Türk Kostümleri eserini yaratır. Sanatçı Mechlin adlı bölgeden gelmektedir.  Bu bölgede yünlü kumaş, dantela ve desen yapımı ve boyama ileri  seviyededir. Sanatçı doğal boyalar kullanarak fotoğraf gibi resimler oluşturmuştur.
Yüzlerce yıl Bremen Üniversitesi raflarında saklı kalan bu eser bence Levni'nin çizdiklerinden de yüzelli yıl öncesini çok güzel gözler önüne seriyor. Bu eserleri tanıtmak gerekiyor.
http://brema.suub.uni-bremen.de/ms/content/titleinfo/1616749
from-slite

Wikipedia'dan

Lambert de Vos, a native of Mechlin, who entered the Guild of St. Luke in that city in 1563, went to Constantinople, and there executed in 1574 a volume of drawings of 'Oriental Costumes,' which is preserved in the Library at Bremen.





from-slite
Sultan II.Selim


from-slite

Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa

from-slite

Yeniçeri kıyafetleri kafalarına sorguç takılış şekli ilgi çekici

from-slite

Acemioğlanlar yiyecek taşıyor.

from-slite
Eğlence var.

08 Ocak 2019

Nice-Cannes arasında 125 yıl önce yapılmış bir gezi



SAUT DU LOUP ÇAĞLAYANI

125 yıl kadar önceyi yaşamak bana çok çekici geliyor. Mehmet Enisi ve iki arkadaşının bu vadide bulunması ve çağlayanın anlatımı, bugünün bilgi çağının getirdikleri ile birleşince çekicilik kazanıyor. Beni çeken şey belki de araştırmak için bu bilgi çağının sunduğu olanakları kullanmak olmalı.


Anlatımda biraz çelişki var. Önce gemide bir Fransız arkadaşı ile sözleştiklerini ve Nis şehrinde opera tiyatrosuna gidip otelde bir gece kaldıktan sonra Grass yönünde bir treni ile çağlayanlara gttiklerini anlatıyor. Çağlayanlarda da üç refikimle beraber diyerek beraber staja gittikleri arkadaşlarından da bahsediyor. İki kere gitmiş de olabilir. Nis opera binasını 1000 kişilik diye anlatması da beni şaşırttı. İşte bir konu daha araştırmak için.. Faust'u seyretmişler.
Google Maps ve sokak görüntüleri yardımı ile araştırınca eski demiryolu güzergahını da buldum. Raylar sökülmüş karayolu olmuş. Yazıda istasyon isimlerinin vermiş olması çok güzel.

.https://storage.googleapis.com/slite-api-files-production/files/4cdf10f3-9874-4c60-98f4-6a2b063e7896/image.png

Yüksekteyiz, heyeti mecmusu bir kaleli cesim, istihkama benzeyen Vance karyesine doğru koşuyoruz. Deniz görülüyor...... sahilden olan uzaklığımızı, mesafeyi fasılayı bir takım müteselsil münhat ve bazı mevkilerinde mürtefi tepeler teşkil etmiş. Letafet fevkaledeyi mevkiye haiz olan Touret(Tourettec) mevkiine geldik. Güneş yükselmiş idi. "Halt-dolu" mevkiinde trenden indik.
Şimdi Tourrettes yazılıyor. Başka yerde de aynı isim olursa karışmasın diye Loup nehri ismi de eklenmiş. Bu durak merkezde olmalı. Loup kanyonu ve şelaleye gidecekler için bir durak daha var. Burası kanyonun girişi ve başlangıcı. Vadiyi geçen eski demiryolu köprüsü de buradaymış. "Halt-dolu" mevkiinde indik dediği yer burası olmalı. (Halt dö Lu demek istiyor)
Gideceğimiz çağlayanın methali buradadır. Bu mevkiide şimendiferin vadiyi geçebilmesi için
yapılmış olan gayet mürtefi ve bir çok kemerlere havi olan taş müstahkem köprü şayanı tamaşaa bir eser idi. Vadinin şark yakasındaki lokantaya uğradık. Çağlayanın menbaına ne kadar gidilip gelineceğini sual ettik. İki veya ikibuçuk saatte kabil....
Vadiyi geçen demiryolu köprüsü roma su kemerlerine benzer olmalı. Köprü ikinci dünya savaşı sırasında dinamitle yıkılmış. Ayaklar yerinde duruyor.
Çok enteresan tesbitler var. 125 yıl önce de "sual etmek" deniliyor.
Google Map yürüyerek gitme mesafesi olarak bu süreyi veriyor. Yemeğe iki saat geç gitmiş olmalılar.

https://storage.googleapis.com/slite-api-files-production/files/1611c406-39e9-437d-9ef0-a8e0bcbbb59d/image.png

Araştırınca daha kısa bir yol buldum. Yürüme olanağı olmadığı için yürüyüş için verilmeyen, bisiklet için verilen bu yol eskiden kullanılan basit bir yol olmalı. Mesafe daha kısa. 3.5-4.0 km mesafeyi 2.5 saatte gidip gelmiş olmalılar. Bu yolu sokak görüntüsü ile görüntülemek mümkün. Bu yol ve eski tren yolu 125 yıl veya daha fazla süredir yaşamlarını sürdürüyorlar.

https://storage.googleapis.com/slite-api-files-production/files/fff6c217-e31a-42ea-99fc-362053b70556/image.png

Burası eski tren yolu. İstasyon da onların indikleri istasyon. Üzerinde "HALTE LOUP" yazıyor. Mehmet Enisi doğru yazmış. Yaşıyor olsalar ne kadar şaşarlardı. Raylar sökülmüş.

https://storage.googleapis.com/slite-api-files-production/files/36d05ab4-ddd1-4dbe-9adf-474251d316bf/image.png

Şayanı tamaşaa taş müstahkem köprüden kalanlar da bu işte. Onlar bu viadükten geçtikten sonra istasyonda inmişler.

https://storage.googleapis.com/slite-api-files-production/files/b94dfb74-eeed-41f6-8e1d-2b3ff90c6041/halteloup.jpg

Üst sol köşede istasyon ve aşağı doğru yay çizen viyadük ayakları belli oluyor. İstasyon viyadük bitimine yapılmış.

https://storage.googleapis.com/slite-api-files-production/files/ab9f62f3-eded-4c07-b4bc-2c916fd7e714/image.png

Bu da yol üstünde eski yıkılmamış bir viyadük. Yıkılanı zihinde canlandırmak için gerekiyor. 

Ek olarak faydalı bir bilgi:

https://storage.googleapis.com/slite-api-files-production/files/a245fb4f-ae16-40eb-9b86-90f1c31baa6e/image.jpg