30 Mart 2008

Eski Zamanlarda Okmeydanı


Osmanlılarda Ok atıcılığı çok önemli bir spordu. İstanbul'un alınışından hemen sonra Okmeydanı arazisi sahiplerinden satın alınarak bir fermanla ok sporlarına açılmıştır. 400 yıl burada büyük okçular yetişmiş ve büyük yarışmalar yapılmıştır. Hedefe atış ve uzağa atış olmak üzere iki kolda okçuluk vardır. Bilinen en uzun atış Tozkoparan İskender'e ait olup 1281.5 gezdir. Gez 66 cm olup, bu mesafe 845.8 m dir.

Ok meydanı biraz da bugünün stadlarına benzemektedir. Tatil günlerinde, bayramlar ve eğlencelerde orada toplanılmakta yarışma ve gösteriler yapılmaktadır. Bu eğlencelerin bugüne kadar en çok anlatılanı 1720 yılında Sultan III.Ahmet'in oğulları için yapılan sünnet düğünüdür. Eğlenceler hem Haliç'de Aynalıkavak köşkü önünde denizde, hem de Okmeydan'ında kurulu çadırların bulunduğu alanda gerçekleştirilmiştir.

Ben elimizdeki eski bilgileri, yeni teknik olanaklarla birleştirerek Okmeydanı'nın bulunduğu yeri tahmini olarak belirlemeye çalıştım. Ayrıca nişantaşları ilgili bir harita ve bu konu ile ilgili bağlantılar verdim.





http://turkish-archery.blogspot.com/2008/03/trk-menzil-okuluu-yay-ve-oklar.html

http://cizgilibahcevan.googlepages.com/

14 Mart 2008

At Meydanı

1582 yılında At Meydan'ında yapılan sünnet düğünü ekte birinci bağlantıda çok güzel anlatılmıştır.

Bir Osmanlı kaynağına göre, III. Sultan Murat’ın veliahdı, Şehzade Mehmet’in sünnet düğünü, 1582 ilkbaharında, At Meydanı’nda yapılır. III.Murat, 1574 tarihinde, 28 yaşında tahta çıkar; 1582 yılında 36 yaşındadır. Şehzadesi Mehmet ise, sünnet olduğu sırada, 16 yaşındadır. Sünnet düğünü, her gün değişen eğlenti ve ziyafetleriyle, 52 gün sürer.

Düğün, At Meydanı’nda yapılacaktır. Günümüzde, ‘Sultan Ahmet Meydanı’ denilen yere, o zamanlar ‘At Meydanı’ denir; Sultan Ahmet Camii henüz yapılmamıştır. Düğün evi olarak, İbrahim Paşa Sarayı kullanılır.

Meydanın temizliği için, tersanedeki kölelerden 200 kişi ayrılır. Meydanı her gün sulamak için 50 saka görevlendirilir. Bir de Soytarıbaşı vardır. Bu kişi, sırtına ottan bir eğer vurulmuş eşeğine binerek, 500 soytarı ile, halkı güldürür.

Aynı günlerde İstanbul ve Beyoğlu'ndaki tüm zanaatkârlar sırmalı ipek giysiler içinde resmi geçit yapar. Özellikle kuyumcular ve gençler taşlı takıları ile dikkat çeker. Her zanaat kolunu beşyüz ilâ binbeşyüz, ikibin genç temsil eder. Ardından kuyumculuk, terzilik, balıkçılık, şarapçılık,
marangozluk yaptığı belirtilen Rumlar resmi geçite katılır. Yine her zanaat kolunu üç, dört ya da beşbin kişi temsil eder: şık, genellikle de kırmızı giysili ve Rumeli geleneğine uygun biçimde başlarında bere olan, ok ve hançer taşıyan bu kişiler Padişah’ın önüne gelince, Padişah’a övgüler dile getirir, zanaatlarının en güzel örneklerini kendisine sunar, karşılığında bu zanaatkârlara iki - üçbin gümüş sikke gönderilir. Yazar bu noktada Padişah’ın At Meydanı'nda bulunduğu yeri anlatmaya koyulur: Üstü kurşunla kaplı, yarım piramit biçiminde bir mekândır. Dışarıdan içeriyi
görmek çok güçtür ve içeride dört kişi rahatlıkla oturabilir. Resmi geçitin ilk günlerinde Beyoğlu sakinleri, birbirleriyle yarış edercesine şık ve süslü giysiler içinde, gösterişli takılarıyla, Padişah’ın önüne gelir. Yaklaşık ikiyüz kişilik bir grup, içlerinden onüç kişiye kadın elbisesi giydirir; bunlardan birine gelin süsü vererek taht-ı revana oturtur ve Padişah’ın önüne kadar
gelinir; halk kadın giysili kişinin aslında erkek olduğunu anlamaz. Gösteri Rum usulü çok güzel bir dans ile tamamlanır, Padişah çok memnun kalır. Akşama kadar eğlenceler sürer ve Padişah halka para, gümüş fincanlar ile beşbin Venedik parası karşılığında olduğu sanılan sultanî altın sikkeler atar.Bu alıntı için birinci bağlantıda İtalya'nın Modena şehrinde devlet arşivinde bulunan bir belge üzerine yapılan bir araştırmadan faydalanılmıştır



Bu minyatür, bir belge olarak bence çok değerli. Burada 1582 yılında Sultanahmet Camii yapılmadan önce bu alan hakkında çok önemli bilgiler var.
1.Alanın zemin seviyesinin eski durumu çok belirgin.
2.Yılanlı sütun başları yerlerinde duruyorlar.
3.Kanuni Sultan Süleyman'ın kızkardeşi ile evli olan Sadrazam İbrahim Paşa'nın sarayı çok güzel belirtilmiş.(Bugün Türk İslam Eserleri müzesi olarak kullanılan yapı)
4.Bugüne kadar hiç bir yerde rastlamadığım bir ayrıntı var; dikilitaş kaidelerinin çinilerle kaplı oluşuna dikkatinizi çekerim. Belki de Ayasofya'da mozayıkların alçı ile sıvanarak kapatılması gibi kaidedeki Bizans figürleri de çini ile kaplıydı.
5.Padişah III.Murat ve sünnet olan şehzade III.Mehmet ile Safiye Sultan ve Valide Nurbanu Sultan da yan yana geçidi izliyorlar.


Dilenciler

Çöpçüler
Minyatürler ikinci bağlantıda 1582 yılında Surname'den alınmıştır.

Bağlantılar:
http://kutuphane.uludag.edu.tr/Univder/PDF/fen-ed/htmpdf/2003-4(4)/M8.pdf

http://www.ee.bilkent.edu.tr/~history/ottoman2.html

http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/H62SANAT/minyatur.htm

http://polatinangul.blogspot.com/2007/11/osmanli-enliklerinde-gsterim-aralari.html

10 Mart 2008

Yeni Yapı Sarayı - Viyana


Krematoryum ile ilgili yazımda I.Viyana kuşatması sırasında Kanuni Sultan Süleyman'ın otağının bu noktada kurulu olduğundan bahsetmiştim. Bu alana daha sonra Viyana imparatoru II.Maximilian Yeni Yapı ismi ile bir saray yaptırmış olup saray kalıntıları bugün de görülmektedir. Yukarda bu nokta A harfi ile belirtilmiştir.
http://www.wien-vienna.at/geschichte.php?ID=1681

Sarayın perspektif ve plan görünüşleri aşağıdaki gibi o zaman yapılmış bakır gravür tekniği ile bugüne gelen eserlerden biliniyor. Sarayın kuleleri ve temelleri de kısmen yerinde durmaktadır.
http://de.wikipedia.org/wiki/Schloss_Neugeb%C3%A4ude



Google Earth üzerinde yaptığım çalışmaya göre harita üzerindeki yerleşimi aşağıdaki gibi olması gerekiyor.


Resimleri büyütmek için üzerine tıklayınız.
Resme dikkatli bakılırsa krematoryum ortadaki çiçek bahçesinin kenarında beyaz olan yapıdır. Arka planda meşhurlar mezarlığının girişi ve konumu seçilmektedir.

Bu konuda daha fazla bilgi için aşağıdaki bağlantılara bakılabilir.

http://www.suf.at/wien/gebauede/neugebaeude.htm
http://www.viennaslide.com/p/0100-vienna/003811.html

04 Mart 2008

Osmanlı Tarihini Anlamak


Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız.


Tarihi anlamak için ona çok geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor. Coğrafya ile ilintilerini bilmek gerekiyor. O zamanki yaşam şartlarını, ekonomi ve sanatı incelemek gerekiyor. En önemlisi de bunu, paralel olarak dünya ölçeğinde yapmak gerekiyor. Osmanlı tarihi Avrupa'daki reformasyon hareketi veya Amerika kıtasının keşfi gibi olayları incelemeden anlaşılamaz.
Ben yukardaki zaman şeridi ile bazı tesbitlere yardımcı olmak istedim.
1. Osmanlı 600 yıl devlet olmuş. Avrupa'ya hakim olmak istemiş. 1526 Mohaç savaşı ile en büyük adımını atmış. 1529 1.Viyana kuşatması ile devlet doruk noktasına varmış. 1606 Zitvatoruk antlaşması ile Avusturya imparatorluğunu eşit bir devlet olarak kabul ederken gücünün son noktasına erişmiş. 1697 Zenta mağlubiyetinden sonra 1699 yılında Karlofça antlaşmasını imzalayarak dönüşe geçmiştir.
Kuruluştan 1.Viyana kuşatmasına kadar 230 yıl geçmiş, 77 yıl sonra da Zitvatoruk antlaşmasına varılmıştır. Yani 307 yıl devlet ömrünün tam ortlarına rastlıyor. 1683 2. Viyana kuşatmasına kadar geçen zaman şaşılacak bir şekilde gene 77 yıl. Artık devlet hızla güç kaybetmektedir ve 1699 yılında Karlofça antlaşması ile bu iyice belli olmuştur. İmparatorluğun çöküşü de 239 yıl sürmüş ve sonra tarih sahnesinden çekilmiştir.
1.Viyana ve 2.Viyana kuşatmaları arasında 154 yıl geçmiştir. 50 yılı torun sahibi olmak için makul bir yıl kabul etsek 1.Viyana kuşatması sırasında yaşayanlar 2. Viyana kuşatmasında yaşayanların dedelerinin dedelerinin dedesi olurlar. Bizler içinde dedemizin dedesini bilen kaç kişi var?
Tarihe bu açıdan bakacak olursak Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi daha gerçekçi açıdan görebiliriz.

2. Tarih şeridinin gösterdiği başka bir gerçek de bir arkadaşımın tesbit ettiği gibi; Yükselme devrinde sultanların hüküm sürelerinin, gerileme dönemine göre uzun oluşudur. 36 sultanın 13 tanesi yükselme döneminde ortalama 23 yıl hüküm sürerken gerileme döneminde bu ortalama 13 yıl olmuştur.